25 Temmuz 2020 Cumartesi

Varlığım

Sarhoşum, gözlerin gözlerimi delip geçtiğinden beri sarhoşum. Ondandır böyle dengesizliklerim, karşında dilimin dolanması. Ayılmak da istemiyorum tozpembe sarhoşluğumdan, ayılacak gibi de değilim zaten, durmadan hiç durmadan içmeye devam ediyorum şarabından. Sonra, sonra sıcak bir uyku sarmalıyor beni, gözlerimi kapatıp seninle kaybolmak istiyorum o uykuda. Yabancısı olduğum sıcaklıktan ürküyorum aynı zamanda, yalnız uyanmaktan ürküyorum. Göğsünde kapadığım gözlerimi çıkmaz sokak kaldırımında açmak istemiyorum. Gözlerimi gözlerine açmak, dipsiz kuyuda dibe düşmek istiyorum. Gözlerin... En büyük hayalimdi gözlerinde var olmak ya da... Ya da dudaklarında kıvrılmak. Mevsimlerden seni seviyorum, aylardan seni. Bütün günler sensin, saatler senin için çalıyor çanlarını. Bir sonraki çan sesini duyana dek geç otur şöyle çay koyarım, demleniriz. Sen anlatırsın ben dinlerim. Saçlarını severim öyle uzaktan, sakallarını okşarım sonra, kirpiklerinin kıvrımlarını ezberlerim usulca. Kirpiklerin... Tek bir tanesine toz konmasın isterim, kıskanırım oraya konan tozu. Yük olur yüreğime, kalbime. Kalp demişken... Sen de kalbimsin işte, varsın biliyorum hissediyorum ama dokunamıyorum, asla da ulaşamayacağım biliyorum. 

Öylece bırakıp gidiyor musun? Geçip gidemezsin benden, sevgime mahkum bıraktım seni hem çay da koyacaktım daha... Hayır hayır ağlamıyorum, çiçeklerimi suluyorum. 

İşte gidiyorsun, olsun dünya yuvarlak dön de gel yamacıma tekrar, ben beklerim seni, benim sonum seninle. Bırakmam doldursun kimse yerini, sana ihtiyacım olursa ezberimde ellerin, sarılırım ellerine. Sadece korkuyorum bir nebze... Korkuyorum, her şey sonlandığında hâlâ yarım hissetmekten. Beklerim yine de ama olmuyorsa da bir kibrit çakarım maziye yoluma devam ederim nasılsa bütün yollarım sana çıkacak.



Y"

24 Temmuz 2020 Cuma

Belirsizlik

Kayboldum. Karanlıkta kayboldum. Gözlerimi sonuna kadar açtığımı hissettiğim hâlde karanlıktan kurtaramadım kendimi. Henüz odamın kapısını, yatağımın başlığını, kitaplığımı ayırt edemesem de kör olmadığımı çoktan kavramıştım. Yataktan sarkıttığım ayaklarımın üzerinde dengelenmeye çalıştım, sendeleyerek ve el yordamıyla odamın kapısını kilitledim. Perdeyi sonuna dek açtım. Tek bir ışık beliriverdi, kırmızı... Kim demişti ki siyahla kırmızı uyumlu diye, beyazla daha uyumlu olmaz mıydı? Neden her yer beyaz değildi ki? Durdum. Öylece durup bir kuaför salonunun alarm kutusundan çıkan ışığı seyrettim dakikalarca, bazen göğsümün inip kalkmadığını, nefes almadığımı hissettim, derin derin solukladım karanlığı... 

Karanlığı delen bir ambulans sireni nüksetti kulaklarıma, 'Ah! ' dedim sonra 'Ah! Ne kadar da ihtiyacım vardı kırmızı mavi ışıklara sonra aklıma o soru peyda etti  tekrardan; neden her yer mavi değildi?

Ses giderek kaybolurken karanlıkta, bir telaşa kapıldım, ya ben de kaybolursam karanlıkta? Yardım eli aradım, bir el beliriverdi, bu el kendi elimden başkasının değildi.

 El yordamıyla kitaplığıma yürüdüm, defterlerim arasından ulaşmak istediğimi dokusundan tanıdım, bir de kalem aldım ucu bitmişti, telaş yapmadım önce kalem kutuma ulaşmam gerekti sonra uç kutusuna her şey tamamdı... Gündüz vakti  uç koymayı çoğu zaman beceremeyen ben karanlığın ortasında tek seferde yerleştirmiştim yerine. Yatağıma geçip oturdum. Sayfaların dolu olup olmadığını bilmeden yazmaya koyuldum. Buğday tarlasında buğday tanesi gibiydim, yadırgamıyordum yerimi, biliyordum ait olduğum yerdeydim ama korkuyordum diğer buğdayların arasında yok olup gitmekten korkuyordum. 

Ne ayıcığım ne de bir fenerim vardı beni teskin edecek, kalemime sarılmış öylece oturuyordum. Nasılsa sabaha her şey geçecek diye yazmaya devam ettim. Sonra aklımda 'o' belirdi, en savunmasız olduğum anda... 

Kalemi yavaşça bırakıp onun hayallerine gözlerimi yumuyorum, yeni bir karanlığa; belki sonsuzluğa , belki aydınlığa...

23 Temmuz 2020 Perşembe

Kaybetmedik Henüz

Soruyorum sana kim kaybetti; kalan mı, giden mi, güvenen mi yoksa güvenini tek hamlede bitiren mi, ağlayan mı, mutluluktan gülen mi, sigarası ağzında sönen mi yoksa çayı soğuyan mı, hepsi kaybetmiştir cancağızım. Kimi mutluluğu kimisi güveni kimisi de sadakati ama en önemlisi bunların arkasında dik durup 'gülümsemektir'. Her ne olursa olsun mutlu olmaktır, onun varlığını düşünmektir. Referans alacağımız cümle "var ol da istersen yâr olma" her şeyden ama her şeyden önce aldığın nefesten bile önce onun mutluluğunu düşünmelisin, işte bu noktada filizlenecek mutluluklar, işte bu noktada açacak papatyalar kaleme sarılacaksın ya da makinana çekeceksin çevredeki mutluluğu, tat verecek sana. Her neyi çekersen çek hep mutlu olacak hep bardağın dolu tarafını göreceksin. Sen bunun tohumlarını diktikçe meyvesini yiyeceksin, gülerek anlatacaksın üzüldüğün noktaları, böyle biri vardı diyeceksin ben çok çabaladım ama olmadı hayırlısı buydu üzüldüm hatta uykusuz bıraktı diyeceksin ama bunlar için pişman olmayacaksın, gülümseyip semaya bakacaksın, semanın sahibini anacaksın, andıkça için mutlulukla dolacak fidan olan tohumların ağaç olacak, o ağacın meyvelerinden yiyeceksin ama hiçbir şey için pişman olmayacaksın, olmamalısın. 

Peki ya pişman olursam diye düşünüyorsun zaten bunu düşünmeden edemezsin ki hayatta her şey %50'dir. Aklının sesini dinlersen yüreğin, yüreğinin sesini dinlersen aklın sana bunu hep soracaktır, sorması lazım sorgulamadan büyümezsin bizi biz yapan acılarımız cancağızım. 

Acılarını da sevmeyi öğreneceksin, senden kopmayacak bir parça, öğreneceksin onunla nasıl yaşayacağını. Bazen birlikte üzüleceksiniz bazen de birlikte seveceksiniz. Sevmeyi bırakma, sevgi kalbin ömrüdür. Acılar ise nefestir. Birlikte götüreceksin, her ne yaşamış olursan ol gözlerini kapatıp yüreğindekini hissedeceksin. Kendinden çok sevme ama kendin kadar da sev. Kendinden vazgeçtiğin an aklına o gelsin. Vazgeçme hayattan, sevdiğin yemeği ye, sevdiğin yemeği yavaş yavaş ye, zevk al ondan. Sevdiğin kıyafetleri giy, geç ayna karşısına bak bi o kıyafeti taşıyana bu kıyafet senin üzerinde güzel. Sevdiğin müzikleri dinle, hisset onu, yaşamayı hisset. Kalk ayağa ve silkelen. Silkelen tekrar, sonra bir daha silkelen. Kimsin sen? O kalbin üzülmesine neden izin veriyorsun sor kendine. Yürü. Ayaklarını hisset, vücudunu hisset. Kendini hisset. En önemlisi dünyanın kötü bir yer olmadığını hisset. 

22 Temmuz 2020 Çarşamba

Kendime Geldim, Hoş Geldim!

Her insanın bir rengi vardır, benim rengim gri, beyaza koşarken siyaha yakalandım. Omuzlarımdan tutup beni sarsarken hayatın tozpembe raflarından savruldum. Savruldum, savruldum, savruldum. Duruldum. Neredeyim, ne yapıyorum bilmiyorum. Zamandan haberim yok. Saatlerdir şık ama rahatsız,örtülerle sarmalanmış salon takımının üzerinde çıplak bir şekilde uzanıyorum. Merak etmeyin örtüyü kaldırdım. Şakaklarıma saplanan mızraklarla başımı ovuştumak isterken ellerimin şişliği buna izin vermiyor. Yorgun bedenim yerinden bir milim kıpırdayamazken dünden beri mideme bir şey gitmediğini hatırlayıp konsoldan iki küp şeker alıp yerime geçiyorum. Annemin sinir krizlerinden birini daha atlattık bugün. Her seferinde sarf ettiği ağır cümlelerle daha da kırılamam heralde deyip kırılmaya devam ettim. Ambulans sesleri yankılanıyor caddede, hastanenin hemen yanında büyüyüp her gün tanık olduğum ölümlerden bu kadar hâkim olabilirim ölmeye. Ben Şeyma. 19 yaşında henüz hayata tutunamayan genç bir kızım. Başaramayacağım şey yoktur, ben her şeyi başarabilirim demek isterdim. Ne yazık ki başarabildiğim iki şey var; sevmek ve sevilmemek. Hep birlikte sevmeye ve sevilmeye; bir dala, bir umuda tutunabilmeye hatta yaşamayı öğrenmeye geldim. Hoş geldim. Aylardır hatta yıllardır keşfedilmeyi bekledim durdum. Artık keşfedilme vaktim geldi, kendimi keşfettirmeye geldim. Öncelikle beni keşfetmenize olanak sağlayana sonsuz şükranlarımla...

Varlığım

Sarhoşum, gözlerin gözlerimi delip geçtiğinden beri sarhoşum. Ondandır böyle dengesizliklerim, karşında dilimin dolanması. Ayılmak da istemi...